yasin3

Sağlıklı içme suyu

Kasım 19th, 2008

Sağlıklı içme suyu

Türkiye’deki her 10 insandan 7’sinin sağlıklı içme suyundan yoksun olduğu bildirildi. Çevre Mühendisleri Odası 5 Haziran Dünya Çevre günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, küresel çevre sorunlarının başında küresel ısınma ve iklim değişikliği; orman alanlarının hızla azalması; kuraklık ve çölleşme; sınır aşan hava ve su kirliliği; tehlikeli atıkların sınır ötesi ticareti ve taşınımı; içme suyu kaynaklarının hızla azalması; nehir ve denizlerin kirlenmesi ile küresel yoksulluk ve açlığın geldiğine dikkat çekildi. Değerlendirmeye göre, içinde bulunan yüzyılın en önemli sorunlarından biri, temiz su kaynaklarının hızla azalması, suya erişimin zorlaşması ve su yoksulluğunun giderek artması. Dünyadaki Su Yoksulluk İndeksine göre, Türkiye “orta sınıf” grubuna giriyor. Dünya yıllık yağış ortalaması 1000 milimetre iken Türkiye’deki ortalama yağış 640 milimetre. Benzer şekilde, kişi başına düşen tatlı su miktarı açısından dünya ortalaması 7000 metreküp iken, Türkiye, kişi başına yıllık 2000-5000 metreküp tatlı su kaynağıyla “düşük” sınıfta yer almakta. Devlet İstatistik Enstitüsü 2001 yılı verilerine göre, nüfusunun ancak yüzde 72’sine su şebekesi, yüzde 75′ine ise kanalizasyon şebekesi ile hizmet veriliyor. Yaklaşık olarak her 4 insandan 1′i yeterli su ve atık su hizmetlerinden yoksun. Yine aynı verilere göre, insanların ancak yüzde 30′una arıtılmış su hizmeti sunulurken, ancak yüzde 17’sinin atık suları uygun şekilde arıtılıyor. Diğer bir deyişle, her 10 insandan 7’si sağlıklı içme suyundan yoksun bulunurken, her 10 kişiden 8′inin ise atık suları arıtılamıyor.

Balık mutlu ediyor

Kasım 19th, 2008

Ağırlıklı olarak balıkla beslenen toplumlarda, et ve sebze ağırlıklı beslenenlere kıyasla ortalama yaşam süresinin daha uzun olduğu, insanların daha çok fiziksel direnç gösterdikleri belirlendi. Uzmanlara göre işin sırrı, tuzlu su balıklarının etinde bulunan Omega-3 yağlarından kaynaklanıyor. Genetik beslenme uzmanlarının yaptığı araştırmaya göre, Omega-3 yağları total kolesterol seviyesini düşürüp kalp-damar sisteminin daha iyi çalışmasını sağlıyor. Omega-3 yağlarının, kalp-damar sistemi üzerindeki koruyucu etkilerinin 6 hafta boyunca günde 100 gram balık tüketimiyle kendini gösterdiği belirtiliyor. ABD’li genetik beslenme uzmanı Doktor Artemis Simopoulos, Omega yağlarının enfeksiyonlara karşı vücudun savunma sistemini güçlendirdiğini, beyin ve hücre gelişimine katkıda bulunduğunu belirterek, “Eğer yaşlanmayı yavaşlatmak istiyorsanız Omega-3′ü artırmanız gerekir” diyor. Dr. Simopoulos, “İtalya’da yapılan bir araştırmada, İtalyan diyetlerinin üzerine 1 gram balık yağı verildi ve bu kişilerde kalp krizinden ölüm oranının çok az olduğu gözlendi. Ayrıca çok miktarda balık tüketen ülkelerde depresyonun da azaldığı belirlendi” diye ekliyor. Dr. Simopoulos, özellikle 65 yaşın üzerindeki insanlara daha fazla balık yemelerini öneriyor. Yapılan araştırmalar Omega-3 yağının yetersiz alımıyla kandaki serotonin seviyesinin düşük olması arasında bağlantı olduğunu gösteriyor. Mutluluk duygusu üzerinde etkili olan serotoninin düşük olması ise depresyon nedeni olarak vurgulanıyor. Yeni Zelanda, Kanada ve Almanya gibi Omega-3 yağının az tüketildiği ülkelerde depresyon oranı yüzde 5 iken Japonya ve Tayvan gibi yeterli dengede Omega-3′ün tüketildiği ülkelerde bu oran yüzde 1 civarında. Amerika’da 44 kişi üzerinde yapılan araştırma, günde 100 balık yağı alımının 4 ay sonra depresyonu azalttığını ortaya koyuyor. Bir başka araştırmaya göre, kandaki yüksek Dha seviyesi (omega-3 yağının bir komponenti) beyin sıvısındaki serotonin seviyesine katkıda bulunuyor. Serotonin ‘rahatlık, mutluluk’ hisleriyle bağlantılı önemli bir sinir iletkeni. 11 ülkede yürütülen araştırmalar, depresyon oranıyla tüketilen balık miktarının ters orantılı olduğunu gösteriyor. Amerika’da 12 yıl süreyle 80 bin hemşire üzerinde yapılan bir diğer araştırma, haftada bir balık yiyen kadınların enfraktüs geçirme olasılığının, ayda bir kez balık yiyenlere oranla yüzde 22 daha az olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre, haftada beş kez balık tüketimi ise enfarktüs riskini yarı yarıya azaltıyor. Avustralya’da geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir araştırma, beslenmenin cilt yaşlanmasıyla bağlantılı olduğunu ortaya koydu. Özellikle de bol sebze, zeytinyağı, balık yiyen insanların cildinin daha az yaşlandığı, kırışık sorunuyla daha geç tanıştığı görüldü. Balığın cilt yaşlanmasını önleyici etkisi, güneşin ultraviyole ışınları gibi atmosfer etkenlerinin neden olduğu zararları hafifleten antienflammatuar özelliğine bağlanıyor.

Fındık yağı tercih edilmeli

Kasım 19th, 2008

Fındık yağı tercih edilmeli

İngiltere Lincoln Üniversitesi Gıda ve Biyokimya Bölümü öğretim görevlisi ve Fındık Araştırma Komisyonu Başkanı Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, fındık yağının, piyasada bulunan diğer yağlardan daha kaliteli olduğunu savundu. Doç. Alaşalvar, tombul fındığın içinde bulunan Oleic asit, E vitamini ve kalsiyumun insan sağlığına son derece faydalı olduğunu da bildirdi. Giresun Meslek Yüksek Okulu (MYO) Fındık Eksperliği Bölümü öğrencilerine konferans veren Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, yaptıkları araştırmalar sonucunda, en kaliteli fındığın, Giresun’a has tombul fındığın olduğunun ortaya çıktığını kaydetti. Tombul fındığın içinde bulunan Oleic asit, E vitamini ve kalsiyumun insan sağlığına son derece faydalı olduğunu söyleyen Doç. Alaşalvar, “Giresun tombul fındığının yüzde 80′i yağdan oluşuyor. Diğer fındık çeşitlerine göre yağ bakımından daha fazla. Yıllardır zeytin yağının en kaliteli yağ olduğu söyleniyor. Ancak, yaptığımız araştırmalar, fındık yağının en kalitelisi olduğunu ortaya çıkardı” dedi. Fındık yağının damarlarda tıkanmalar yapmadığını, zeytin yağı veya diğer katı yağların ise damar tıkanıklıklarına sebep olduğunu öne süren Doç. Dr. Celalettin Alaşalvar, “Günde yenilen 50 gram fındık, 1 adet yumurta veya 1 bardak süte eşdeğer vitamine sahiptir. Ayrıca fındık, kalp ve damar rahatsızlarını, tümör ve ur gelişimini, prostat kanserini ve diğer kanserleri önlüyor” diye konuştu. Alaşalvar ayrıca, olgunlaşma dönemi, işlenme, iyi depolama ve hava sıcaklığının da fındığın kalitesini arttıran sebepler olduğunu belirtti.

Bebeklerde gaz sancısı (KOLİK)

Kasım 18th, 2008

Yeni doğan, dünyamıza yeni gelen bebeklerimiz ennesini emip, günün büyük bölümünü uyuyarak geçirir. Tam bu duruma alışmış, ne kadar uslu bir bebeğimiz var diye düşünürken, 2-3 hafta geçtiğinde sanki o uslu bebek gitmiş yerine yaramaz, huysuz bir bebek gelir. Özellikle günün akşam vakitlerinde daha da huysuzlaşarak durmaksızın ağlamaya başlar, ellerini yumruk yapar, bacaklarını karnına çekerek büzülür, adeta büyük acılar çektiğini ifade eder bizlere. O ağladıkça bizim de yüreğimiz burkulur. Bu süreç genelde haftanın tüm günlerinin belli zaman dilimlerinde özellikle akşam saatlerinde yaşanmaktadır. Oysa bu tür anlar tüm sağlıklı bebeklerde görülen gaz sancısından başka bir şey değildir. Diğer bir adı “KOLİK” tir. Kolik bir hastalık değil tam tersine Dış dünyaya uyum sürecinin vazgeçilmez bir basamağıdır.

Kolik genelde 2.-3. haftalarda (prematüre bebeklerde daha sonra) başlar ve altıncı haftada en kötü düzeye ulaşır. O anda genelde bunun bir kabus olduğunu ve sonsuza kadar devam edeceğini düşünürsünüz. Ancak 12. haftada sorun düzelmeye başlar ve genelde 3. ayda sorun düzelmeye başlar. Nadiren 4. ve 5. aya kadar devam eder. Kolik birden bire yada yavaş yavaş sonaerebilir. Aarada iyi günler de olabilir ve bir süre sonra tamamen düzelir. Koliğin kesin nedeni bilinmemektedir ve genelde ağlama nöbetleri olarakta bahsedilmektedir. Güncel bir teoriye göre ağlamak, yeni doğmuş bir bebeğin olgunlaşmamış fizyolojisinden kaynaklanır. Başka bir görüş sahipleri de olgunlaşmamış sindirim sisteminin gaz geçerken aşırı kasıldığını ve kolik ağrısına neden olduğunu öne sürüyorlar.

Bebeğinizi büyütürken dikkat etmeniz gerekenler

Kasım 18th, 2008

Bebekler, ailelerin neşesi, güzelliğidir. Onların saf ve masum bakışları, gülüşleri hatta ağlamaları, dünyanın hiç bir güzelliği ile karşılaştırılamaz. Zayıf, narin ve her zaman ilgiye muhtaç olmaları, üzerlerine titrenilmesine, titrerken de bazen yanlış yapılmasına sebebiyet verebilmekte.

Bebekler öncelikle anne sütü ile beslenmeli. Bebek her istendiğinde emzirilmeli(günde 8 ile 12 kez), tabi sütünüzün miktarına bağlı olarak. Dört saatten fazla da aç bırakılmamalı. Bebeklere her gün duş aldırılabilir; ancak sabun ve şampuanın haftada ikiden fazla kullanılması doğru olmaz.

Banyo sırasında oda ısısının 22-25 derece olması halinde, su ısısının 32 derece olması gerekir.

Pişiklerde sürekli pomat kullanmak gereksizdir. Yüzde on çinko oksit, parafin içeren pomatları kullanmanızda fayda var. Ancak talk pudrası kullanmayın.

Read the rest of this entry »

Toplumda kısırlık oranı neden artıyor.?

Kasım 18th, 2008

Gelişmemiş toplumlarda daha sıktır kısırlık vakaları. Bunun nedeni insanların geçirmiş oldukları enfeksiyonlar. Enfeksiyon tüplere ve rahime zarar veriyor. Tıkanmalar olabiliyor. Bunu özellikle Türkiye’nin doğu bölgelerinde ve Anadolu kesiminde daha sık görüyoruz. Ayrıca yolla cinsel bulaşan hastalıklar da üreme organlarında tıkanıklık yapıyor. Çalışma şartları nedeniyle bayanlarda kariyer hastalığı da kısırlığa kapı aralamakta. Özellikle 18-25 yaş arası bayanlar çocuk doğururlar ama kariyer nedeniyle bu yaş 35′lerin üzerine çıktı. Bu yaşlarda yumurtalarda azalma meydana geldiği için kısırlık sorunu oluşabiliyor. Bu tüp bebek te de bir bakıma şansı azaltıyor.

Yaş dışında başka etkenler de var mı.?

Çevre faktörleri de kısırlığa neden olabiliyor. Bununla birlikte yiyeceklerdeki katkı maddelerinden, kullandığınız teknolojik aletlerden yayılan ısı ve radyasyona kadar bir sürü faktör, bayanlarda yumurtaların, ekreklerde spermlerin kalitesini bozduğu için kısırlığa yol açabiliyor. Sigara kullanımı da doğurganlığı olumsuz etkiliyor. Kadınlarda erken menepoza dahi yol açabiliyor. Yine sebze ve meyvede bulunan hormonların üremeye olumsuz etkileri, bence önümüzdeki dönemde en önemli konulardan biri haline gelecek.

Doğru tüp bebek merkezini nasıl buluruz.?

Bu çok önemli bir sorun. Türkiye’de yüzün üzerinde tüp bebek merkezi var. Biz önümüzdeki dört beş yıl içerisinde bu sayının iyice azalacağını, iyilerin daha da büyüyeceğini, zayıfların ortadan kalkacağını düşünüyoruz. Ancak hastalar açısından bakarsanız bu kardar çok merkez içerisinde yanlış tercih yaparak hata yapabilir. bu nedenle hastalar medya aracılığı ile bilgilendirilmelidir. İkincisi de hastalar tedavi olmadan önce, bu merkezlerden klinik başarıları hakkında bilgi almalılar. Burada en önemli konu doğru bilgilenme. Gittikleri merkez dışında, tedavi olan hastalardan da bilgi alınmalı. Tatmin oluyorlarsa oraya gidip tedavi olmaları gerekiyor.

İkiz bebek büyütürken,

Kasım 18th, 2008

Binlerce aile çocuk özlemiyle yanıp tutuşurken ikiz bebeği olacağını öğrenen ebeveynler, sevinçle birlikte endişeyi de yaşıyor. Aynı anda iki çocuğun bakımını üstlenmek, omuzlarda ağır bir yük oluşturuyor. Bu durum kısa süreli endişelere sebep olsa da uzun dönemde aşılıyor. İkizleri olan aykut ve sibel sayar çifti de bir çocuk yetiştirmenin, iki çocukla hiç bir şekilde mukayese edilemeyeceğine dikkat çekiyor. Çift ” ikiz büyütmenin daha önce üç çocuk büyütmekten daha zor.” olduğunu söylüyorlar. Sayar çifti kimsenin dışardan bakıp da düşünemeyeceği zorluklarla ilgili şu anılarını anlatıyor.

Hamilelik sırasında annenin yükü iki kat arttığı için hareketlerinin de kısıtlandığını, ikizler genellikle prematüre doğduğu için de ayrı bir sıkıntı çektiklerini anlattı. İkizlerin 7,5 aylık doğduğunu ve küvezde 1 gün kaldığını, bunun da kendilerini yıprattığını ifade eden çift. Bizim asıl maceramız eve geldikten sonra başladı. İkizlerle baş başa kalınca, nasıl bir işin içine girdiğimizi anladık. Özellikle geceleri 2′şer saat arayla nöbetleşe uyuduk. Biri uyanınca diğerlerini de uyandırıyordu. Onlar uyanınca büyük kızla birlikte 3 kızımızı birden tekrar uyutmaya çalışıyorduk. Gün içinde de durum değişmiyordu. Hasta olmasınlar diye devamlı dua ediyorduk. Büyüdükçe mama ve bezden kurtulduk derken benlikleri geliştikçe başka sıkıntılar çıkmaya başladı. Özellikle kıskançlık duygusunun ön plana çıktığını belirterek şunları söyledi : ” Birbirlerini kıskanmaya başladılar. Ablalarını dışlama ve kendi aralarında rekabet görüldü ve bir çok defa ölçü kaçtı. Mesela arabayla bir yere giderken, biri bir yere baktığında öbürü de görmek istiyor, göremeyince geri dönmek gerekiyor. Büyüyünce de aynı sınıfa ve okula vermek istemiyorsunuz ama getirip götürmek zor olacağından mecbur kalıyorsunuz.

Read the rest of this entry »

Erkeklerde Utanır

Kasım 11th, 2008

Amerikan Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Volkan Ülker, testisi alınan erkeklerin depresyona girseler de protez taktırmaktan utandıklarını söylüyor.
Testisi alınan her 10 erkekten ancak ikisi protez taktırıyor. Protez testis taktıranların çoğunluğu 20-30 yaş arasında… Ameliyata karar verenlerin en çok sordukları ise “Testisler patlar mı” oluyor. Testisler patlamıyor ve 10 yıl kullanılabiliyor. Ortalama 30 dakikalık operasyonla takılan protezlerin fiyatları, büyüklüğüne göre 150 ile 450 Euro (235-706 YTL) arasında değişiyor. Protezlerin small, medium, large ve ekstra large olmak üzere 4 ayrı boyu var.
Protez testis uygulaması henüz çok yaygın değil. Doktor tarafından önerildiğinde protez testisi kabul eden erkeklerin gerekçeleri ise estetik ve psikolojik… Amerikan Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Volkan Ülker, testisini kaybeden erkeklerin depresyona girdiklerini, sevgililerinden ve eşlerinden utandıklarını söylüyor. Uygulamayı en çok tercih edenler, 20-30 yaş arasında yaygın görülen tümörler nedeniyle testislerini kaybedenler. Tümör çocuklarda görüldüğünde de aileler protez takılmasını istiyor. Bu özellikle babaların tercihi. Ergenlik çağındakiler için testisi olmamak önemli bir sorun. Çocuklara takılan testisler, daha sonra büyük boyuttakilerle değiştiriliyor.
Sperm üretimi durmuyor
Türkiye’de üç yıldır testis protezi satan Estetik Medikal firmasının satış departman sorumlusu Kevser Sucu, kendilerine en çok “Protez patlar mı” sorusunun yöneltildiğini anlatıyor. Sucu, protezin patlamadığını, 10 yıl süreyle kullanılabileceğini belirtiyor. Bu arada protez ameliyatlarından sonra sperm üretimi durmuyor. Ancak testisinin tamamı alınanlarda, operasyon öncesinde sperm alınarak donduruluyor. Bu kişiler, ilerde mikroenjeksiyon yöntemiyle çocuk sahibi olabiliyorlar.

Penis Eğrilikleri

Kasım 11th, 2008

1)Doğuştan olan penis eğrilikleri genellikle erkeğin cinsel aktif sürece girdiği ve penis boyutlarının geliştiği ergenlik çağında belirginleşir.
Tanıyı genelde bu çağdaki erkekler kendi gözleriyle eğriliği fark ederek kendileri koyar. Ancak birçok penis eğriliği hastasının utanma duygusu nedeniyle böyle bir sorunları olduğu halde doktora gitmediğini biliyoruz.
Hastaların özel ortamlarında penislerinin sertleşmesi ve bunu kendi çektikleri fotoğraflarla doktorlarına göstermeleri, tanıdaki önemli basamaklardan biridir. Doğumsal penis eğriliklerinin tedavisi mümkündür ve ameliyattır. Bu durum aslında biraz da penis estetik ameliyatı gibi de değerlendirilebilir.
2)Edinsel penis eğriliklerinin en yaygın olanı Peyronie hastalığıdır. Penisteki ereksiyonu sağlayan yapıları çevreleyen kılıfsı dokuda kollajen denilen bir maddenin birikimi ile bu dokuda plak tarzında sert alanlar oluşmasıyla karakterize bir hastalıktır.
Genellikle 40 yaşından sonra görülür. Bazı genetik etkenler, zorlamalı cinsel ilişki sonrası küçük damarlarda meydana gelen kanama odaklarının iyileşme sürecindeki hücre ve doku yenilenmesi veya E vitamini yetersizliğinin, bazen de şeker hastalığının neden olduğu gibi hipotezler vardır.

Read the rest of this entry »

Testis kanserine dikkat

Kasım 11th, 2008

Testis kanserleri 15-35 yaş erkeklerde en sık görülen kanser tiplerindendir.Ancak aylık kendi kendine muayene ve semptomların değerlendirilmesi ile hastalık erken dönemde yakalanabilir ve tedavisi kolay bir aşamada müdahale edilebilir.
Testis kanserlerinde görülen semptomlar:
*Testislerde küçük ağrılı kitle
*Scrotumda ağırlık hissi
*Alt karın bölgesinde veya kasıkta ağrı
*Testislerde elle herhangibir değişiklik hissedilmesi
*Scrotumda ani kan veya sıvı toplanması
*Erken teşhiste en önemli kısım aylık kendi kendine muayenedir.Muayene için en iyi zaman sıcak bir banyo veya duştan sonra scrotumun sıcakla gevşediği andır.

Read the rest of this entry »